Sunday, April 19, 2009

mustafa aslan’ın aslı e. perker’le ilgili yazıları (Fotoğraf:Kadir İncesu)


F

                        CELLAT MEZARLIĞI

 

Aslı E. Perker’in ikinci romanı Cellat Mezarlığı adlı yapıtı fail meçhullerin birincil aktörleri olan tetikçilerin iç dünyalarını irdeliyor. İç dünyalarını etkileyen aile yapılarını da irdeliyor.

 

AİLE VE SUÇ

Cellat Mezarlığı suç işleyenlerin, tetikçilerin iç dünyalarına aile üzerinden girmeyi yeğleyen bir roman. Çünkü aile kişinin ruhsal gelişimini yakından ilgilendiren bir kurum. Ailede gördüğü ilgiye, sevgiye göre kişinin ruhsal gelişimi biçimlenmektedir. Bu da suça yönelmede belirleyici bir etken konumuna gelmektedir. Yapıtta bir ayağı kısa olan kendini çok değersiz olarak duyumsayan, öldüğünde arkasından acıyacak bir kişi bile olmadığı dile getirilen İsa örneğinde olduğu gibi. Kahramanımız doğar doğmaz bir ayağı kısa olduğu için anne babasınca dışlanması, babaanne sevgisiyle büyümesi… Nitekim tetikçilerin öldürdüğü insanları gömme işini yapmaktadır, Çivili Mezarlığı’nda.

 

“Afyon’un Işıklar köyünde dünyaya gelen İsa’nın sokaktaki tek bacağı sokak köpekten pek bir ayrıcalığı yoktu. O gece oğlu oldu diye mutluluktan eve sarhoş gelen babası kısa bacak hikayesini öğrenince bir daha onunla ilgili başka bir kutlama yapmamış, “Askere gönderemeyeceğim oğlum olmaz olsun” demiş, annesi ise onu ya evin ya da sokağın bir köşesinde unutmuştu.”(s.53)

 

CİNSEL KİMLİK VE ANNE

 

Anne aile kurum içerisinde öne çıkıyor. Aslı E. Perker’in yapıtında annenin etkisini iki şekilde görüyoruz, kahramanlar üzerinde: Birincisi anne sevgisinden yoksun olanlar, ikincisi ise aşırı himayeci anne tipi. Hatta giderek anneye benzeme isteği ve çocuğun cinsel kimliğinin oluşumunda da etkili olduğunu görüyoruz, Perker’in yapıtında. Cellat Mezarlığı’nda Fuat tipinde anneye benzemeye çalışan,  bunun da cinsel kimlik ve cinsel tercihinin şekillenmesini etkilediğini görüyoruz.

 

“Tez konusu gibiydi delikanlı. Kimlikleri arasında sıkışmış, cinsel tercihiyle nasıl başa çıkacağını bilmeyen bir gençle ilgili bulunabilecek en güzel örneklerden biriydi. Küçüklüğünden beri taparcasına sevdiği ve benzemek için çabaladığı annesinin mertebesine ulaşmaktan yorgun düşmüş, bu da anneye karşı bir kine dönüşmüştü.” (s.228)

 

KATİL VE TETİKÇİ

 

Yazar, bir anlık öfkesine kapılıp bir cinayet işleyenle tetikçinin ruhsal durumunu ortaya koyuyor. Onların durumlarının ayrılma noktalarını veriyor. Birincisi sevdiğini korumak için suç işleyeceği gibi tetikçi ise yönlendiricileri tarafından verilen görev gereği aşık olduğu kişiyi bile öldürür.  Hatta kendi elleriyle de mezara koyar, yapıttaki Hamit örneğinde olduğu gibi.

 

“Berrak’ın cenazesinde sadece iki kişi vardı: Hamit ile İsa. İsa Hamit’in daha önce  telefonda tembih ettiği gibi güzel bir ağacın altında bir kadın mezarı bulmuştu… Ağacın dallarından gelen mırıltı Berrak’ın ruhuna okunan fatiha gibiydi.” (s.s. 14-15)

 

FAİLİ MEÇHULLER

 

Cellat Mezarlığı siyasi ya da başka nedenlerden işlenmiş, karanlıkta kalmış cinayetlerin aktörleri olan tetikçilerin dünyasını son noktasına kadar anlatıyor. Nitekim tetikçi Hamit’in sonu kendisinden öncekiler gibi oluyor. Gömülüyor bir başkasının mezarına hiçbir tören yapılmadan, dahası onunla ilgili hiçbir iz (ad, doğum ölüm tarihi yazılmadan) bırakılmadan.

 

İçinde yatan kişi kim bilir kaç yıl önce göçüp gitmişti bu alemden. Hamit’i usulvca mezara indirdiler ve üzerine toprağını serptiler. İşleri bitince, birkaç adım geriye çekilip cılız ay ışığının aydınlattığı mezar taşına baktılar. Taşın üzerinde ne bir isim ne de bir tarih vardı. Hamit’in yeni mekanı, cellatların mezarlığında boş bir mezar taşıydı.” (s.270)

 

Şiirsel yüklü tümcelerin yapıta güzellik kattığı Aslı E. Perker’in Cellat Mezarlığı’nda ruhsal temellendirmesini de yaptığı kahramanlarıyla yazınımızda şimdiye kadar çok değinilmeyen bir konuya değinilmiş. Suçluların, -özellikle de tetikçilerin- iç dünyalarına girmiş. İlgiyle okunan bir yapıt.

 

*Aslı E. Perker, Cellat Mezarlığı, I.Baskı:Nisan 2009,  Çınar Yayınları-İstanbul

Posted by mustafa aslan at 05:03:18 | Permalink | No Comments »

Saturday, December 6, 2008

mustafa aslan’ın çocuk edebiyatı yazıları

ÇOCUK EDEBİYATI VE KÜRESELLEŞME
  14 Mart 2008

 

Çocuklar için yazılan yapıtlar da, yaşanılan süreci öteki etkenler gibi, bir üst yapı kurumu olarak hazırlar ve yansıtır. Tarihsel süreç içinde bu böyle olmuştur. Ayrıca her dönemde edebiyatta, çocuğa, çocukluğa bakış da değişmiştir. Edebiyatta döneme göre değişen  bu bakış; insanlar arasındaki her türlü ilişkiyi de etkilemiştir. Yeni bir  dönemin de  habercisi, ya da simgesi olmuştur.

     Çoğu kişinin “çocuk kitabı” diyerek kimileyin burun kıvırdığı yapıtlar içerisinde belli bir dünya görüşünü barındırır. En çetrefilli felsefi konuları bile içinde barındırır, bir ileti sunar. Aydınlanmacı, gerçekçi, idealist bakış; romantizmin ve burjuvazinin aristokrasiye üstünlüğü, dinin burjuva dünya görüşüne tepkisi, idealize  edilmiş çocuk tiplerinin eleştirisi aslında dünyadaki değişimi de gösteren önemli kaynaklardır. Örneğin, Osmanlı’da Tanzimat öncesi ve sonrası bile çok farklıdır, yukarıdaki sözünü ettiğimiz konu açısından.  

         Günümüzde emperyalizmin yayılma aracı kültürdür;edebiyattan, müziğe, sinemaya kadar uzanan geniş bir alanda. Gelişen teknoloji de bu yayılmayı oldukça kolaylaştırmaktadır.

Dün, hipermarketler açıp en ufak tükettim maddesini bile, dünyanın her yanına satıyordu, bugün ise kültürel alanda  yapmaktadır.Emperyalist hiper kültür marketleri  hızla yaygınlaşmaktadır. Medya plazaları da…

         Kültürel alandaki emperyalist saldırıya uğrayanların başında da çocuklar gelmektedir. Bu planlı programlı bir saldırıdır. Özellikle çocukların  somut işlem ve soyut işlem dönemlerini içeren yapıtlarla sürdürülmektedir, bu saldırı, yerli işbirlikçileriyle birlikte. Anlayacağınız çocuğun 7-16 yaş arasındaki  dönem kontrol altına alınmak istenmektedir.Böylece çocuk, bir olayı değişik yönleriyle düşünemeyecek, sorunları çözme yeteneği gelişmeyecektir; bağlama, ayırma, olumsuzlaştırma yoluyla doğru sonuca ulaşmayacak onların istediği gibi düşünecektir: Tek tip çocuk, tek kültürlü çocuk

         12 Eylül 1980 darbesiyle  çocuk kitaplarının çoğu yasaklandı, ülkemizde. Zaten açmazda olan çocuk kitapları yayıncılığı, bilinçli olarak  kolay kolay çıkması istemeyen sorunlar yumağı dipsiz bir kuyuya atıldı.  Verilen savaşımla ancak, “Tahdide Tabidir” yazısı getirilerek satılmaya başlandı. Bu kitaplar  silahlarla beraber suç aleti olarak televizyon ekranlarından yıllarca insanımıza izlettirildi. Evinizde bulunduğunda bu çocuk kitapları da suçlu bulunup kelepçelendi.Okullara sokulması yasaklandı. Okullara önerilen kitaplar küreselleşmenin değirmenine su taşıyanlardı. Özellikle “Ilımlı İslam” politikalarına uygun yayınlar onaylandı; çocuklarımız ve gençlerimiz seçeneksiz bırakılarak zorla okutturuldu..

         TEK TİP İNSAN – TEK TİP EDEBİYAT

         Küreselleşme sanıldığı gibi, dünya halklarına ekonomik ve kültürel yeni bir saldırı hareketi değildir. Kökleri çok eskilere dayanır. Tek amacı farklılıkları ortadan kaldırıp tek tip insan  “üretmek”tir. İnsanı biçimlendirmenin ilk basamaklarıdır, çocukluk. İnsanın etkilenmeye en açık olduğu bir dönemdir.  Böylece sorgulamayan, düşünemeyen, sorun çözme yeteneği olmayan insanlardan oluşan bir toplum oluşturulacaktır.

         Farklı kültürleri, renkleri ortadan kaldırmak için, düne kadar sadece mal ihraç eden emperyalizm artık öykü, roman, şiir, film de ihraç etmeye başlamıştır, yoğun olarak. Hem de büyük reklam kampanyalarıyla rekor düzeyde satışa ulaşmaktadır. Anlayacağınız girdiği ülkenin yayıncılığını adeta felce uğratmaktadır. Yerli yayınevleri varlıklarını sürdürmek için onların istediği gibi  çocuk kitapları yayımlamak zorunda bırakılmaktadır. Yani ülkemizdeki  yayıncıların yolunun kesilmesi demek yazarlarımızın ve yerli yapıtların yok edilmesi anlamına gelmektedir. Keloğlan’ın, Nasrettin Hoca’nın, Orhan Kemal’in , Yaşar Kemal’in, Fakir Baykurt’un,             yolunun kesilmesi, unutturulmasıyla kalmaz insanlığın ortak kalıtı olan bütün yapıtlara yönelik bir yok etmek için başlatılmış bir saldırı hareketidir, bu.

         Yayımlanan kimi çocuk kitapları çocukları büyücülüğe, etik olarak doğru olmayan davranışlara sürüklemektedir. Her çocuk büyücü olma, büyücü okuluna gitmeye kalkmaktadır.Yalan söylemenin, hırsızlık yapmanın doğruluğunu savunmaya kalkmaktadır. Bu durumda insanların emeklerini çalanlar da aklanmış olmaktadır, çocuğun gözünde. Ülkemizde yayımlanan çeviri ve telif eser adlarında geçen kimi sözcüklere baktığımızda durumu daha iyi anlarız. Bunlardan kimileri şunlardır: Sihir, sihirbaz, cin, şeytan, hayalet …

         Çocuk idealizme sürüklenmekle kalmaz yeni bir kültürle de donanmaya başlar, kendi kültürüne, toplumuna, toplumunun sorunlarına yabancılaşarak. Başkalarıyla dayanışma içinde olmak, toplum sorunlarına duyarlı olmak anlayışı çocukta yerleşmez. Bunun yerine, her koyun kendi bacağından asılır, bana dokunmayan yılan bin yaşasın, gemisini kurtaran kaptan, babana bile güvenme, seni düşünmeyeni düşünme, amaca ulaşmak için her yol mübahtır anlayışı yerleşir. İleride  nerden geldiğini, sınıfsal konumun ne olduğunu, bunun için ne yapması gerektiğini de önemsemez.

         Elbette çocuk kitaplarında kimi olağanüstü öğelerden , düş gücünden yararlanmak gerekir. Ama çocuk kendine ve toplumuna yabancılaştırmadan. Bu türün iyi örnekleri de vardır. Örneği, Uzunçorap Pippi dizi kitapları iyi bir sitemleri alaya alır. Michel Ende’nin Bitmeyecek Öykü fantastik bir çocuk kitabıdır. Aynı zamanda düşgücünün kötüye kullanılmasını da eleştiren bir yapıttır. Bunu yanında Momo, Sen Bir Kızılderilisin Hannes, Konserve Kutusundan Çıkan Çocuk, Kim Takar Salatalık Kralını, Lollipop, bu türün sayabileceğimiz olumlu örnekleridir.

 GÖĞSÜ KINALI SERÇE

   
  GÜZEL BİR GİRİŞ

Göğsü Kınalı Serçe, Nihat Behram halk masallarımızdan kimilerini şiir diliyle çocuklarımıza aktarmış.
Behram, yapıta bir girişle başlamış. Giriş bir yapıtın anahtarıdır. Okuyucuya yapıt hakkında ipucu vermekle kalmaz, okuyucuyu yapıta doğru çeker de. İyi de yapmış, yapıta ayrı bir özgünlük katmış. Bu bilinen masal girişlerinden değil. Genelde bütün masalların içerikleri hakkında okura bir görüş veriyor.
“…
Çeşmede su yok
Ocakta aş yok
Açlıktan kırılırken
            Güzelim halk
Çarşıda bir cadı tüccar gezer
Sırtı pek
    Parası bol
          Karnı tok.
….
 
İki bölüme ayrılan yapıtta birçok masal var. Birinci bölümde Göğsü Kınalı Serçe başlığının altında sekiz masal var: Köylü ile Sultan Mahmut, Çiftçi Mehmet Ağa, Yarım Horoz, Canalıcı, Üselek,, Tilki ile Yılan,Topal Sıçan ve Göğsü Kınalı Serçe.  
Kuyruğu Zilli Tilki adını taşıyan ikinci bölümde ise beş masal yer almaktadır: Kuyruğu Zilli Tilki, “Kaz Yollasam Yolar mısın?”, “Menekşe Yaprağından İncinen Kızım”, Ayşe Fatma Kuzular, Koca Nine ile İneği.
Olağan üstü öğeler hemen her masalda yer almaktadır. Örneğin: Mülkiyet-üretim ilişkilerinin irdelendiği Yarım Horoz adlı masalda, kahramanın cebine tilkiyi, çayı, canavarı koyması ve bunlarla konuşması…
“-Ne olur , demiş, Yarım Horoz Amca
   üşenme
    beni de al yanına!
Yarım Horoz çayı da yanına almış
yürümüş ovada boylu boyunca.”
 
Büyük deneyimler sonucu ortaya çıkan masallarımızın bugüne değin var olması sıra dışılıklarının da göstergesidir.
Hemen her masalda bir ders çıkartılmaktadır. Çoğunlukla kötü, iyi karşısında yenilmektedir, her masalın sonunda. İyi karşısında kaybeden kimi zaman din sömürücüleri, kimi zaman bir sultan, kimi zaman bir üç kağıtçı… Bu da okuyana umut ve geleceğe güvenle bakma duygusu vermektedir. Bilgece sözler edilmektedir, öğretici olmadan, çocukların diliyle. Örneğin Canalıcı masalında şöyle denilmektedir:
            “O günden bu yana
                  iyi yürekli adam
                  çıkarsız dostları konuklamış
                  sürmüş yeşertmiş yeniden bahçesini,
                  kendi emeğiyle bir ömür
                  gül gibi geçinip gitmiş.”
 
KIRMIZI BAŞLIKLI KIZ VE…
Ayşe Fatma Kuzular adlı masal Batı masallarını anımsatmaktadır. -Doğudaki sözlü anlatım geleneğinin güçlülüğü ve masalın tarihinin eskiliği bilinen bir gerçek. Bunu söyledikten sonra kimin kimden etkilendiği konusuna girmeyeceğimi belirtmeliyim.- Kimi benzer yönler bulunmaktadır. Başta Kırmızı Başlıklı Kız olmak üzere. Çünkü bu masalda kurnaz bir kurt, koyun ve kuzuları var. Kuzu gün boyunca memelerini sütle doldurmak için çayırlarda otlanmaktadır. Kuzulardan birinin adı Ayşe ötekinin ise Fatma imiş. Akşamda eve geldiğinde kuzularına şöyle seslenirmiş:
“-Ayşe Fatma kuzular
 Memelerim sızılar
   Açın kapıyı bana
   Süt için kana kana”
Kuzular da bu şarkıyı duyunca kapıyı annelerine açarlarmış. İlerideki ormanda yaşayan kurt kuzuları yemek için bildiğimiz (ellerlini beyazlatmak gibi) yöntemlere başvurur. Kuzuları yer. Ancak yavruları yenen koyun da kurdu cezalandırır.
Çocuklarımız için, şiirin güzel, anlaşılır diliyle masallarımızdan güzel örnekler. Göğsü Kınalı Serçe adlı kitap Zekai Bostan’ın güzel resimleriyle bezenmiş.
 
*Nihat Behram, Göğsü Kınalı Serçe, Büyülü Fener Yayınları, Mayıs 2007-İstanbul
 

     

ANNEM OKŞARKEN SAÇLARIMI
  21 Haziran 2008

 

Yunanistan -Türk Edebiyatı’nda Rahmi Ali öykücülüğünün yanında çocuklara yönelik ürünler veren yazarlarımızdan biridir.

Annem Okşarken Saçlarımı Rahmi Ali’nin çocuklar için yazdığı şiirlerden oluşmaktadır. Rahmi Ali ve Mücahit Mümin’le Gümülcine’de Asmalı Sokak’ta çocuk edebiyatına ilişkin koyu bir söyleşimiz olmuştu, geçen yıllarda. Dil-içerik bağlamında yoğunlaşan söyleşimizi ortak noktalar bularak sonlandırmıştık.

Kitaba adını veren şiirinde annenin bir çocuk için ne kadar önemli olduğunu güzel işlemiş. Dokunuşun tensel olanı hepimiz için çok önemlidir. Hele hele çocuk için bu önem birkaç kat atmaktadır. Çocuğa dokunmak demek ona güven vermek, sevildiğini belirtmek, çevredeki tehlikelere karşı koruma altında olduğunu bildirmektir. Çocuğa sevgiyle dokunan anne babanın yerine göre öğretmenin değeri binlerce kat artar. Şair; Annemin Saçları, Anne Nedir Mutluluk, Anneye Sorular, kısmen de olsa Okul ve Çocuk, Oyuncak Tren, Denizde ve Balkonda adlı şiirlerinde anne sevgisini verir.

Sevgiyle yaklaştığınızda çocuk verilmek istenilen iletiyi hemen alır söylemeseniz bile, gözünde dünyanın en güzel en genç insanları oluverirsiniz, Rahmi Ali’nin dile getirdiği gibi.

Annem okşarken saçlarımı

Elleri durmadan güzelleşir

Kahvaltını yap, büyü der

Ben büyürken o gençleşir

… (s.5)

   

Rahmi Ali Annem Okşarken Saçlarımı adlı çocuk şiirlerini topladığı yapıtında çocuklara yurt, kitap ve hayvan sevgisini de veriyor. Şair kimi konuları öğretici olmadan çocuğa sezdirmektedir.

Eğitim-öğretimin önemini anlatan şiirler Rahmi Ali’nin yapıtında sayı bakımından epeyce fazladır. Bunların içinde okul, öğretmen, kitap sevgisini anlattığı şiirleri dikkat çekicidir.

Gülerken öğretmenim

Bir gül açar içimde

Çiçekli resimlerim

Kuzular var içinde

… (s.33)


 

Kitaplarım, Kitap

Köroğlu, yiğitlik, Ayvaz

Bolu dağları inlemektedir

Nal sesleri, kılıç şakırtıları

Gece uykularıma girmektedir. (s.7)


   

R. Ali bir Nasrettin Hoca fıkrasını da (Turşuyu Kim Satacak) de çocuklarımız için şiirleştirmiş. Bu tür çalışmalar daha önce bir çok yazar ve şairimizce de yapılmıştı. Ama Rahmi Ali’nin bunda da oldukça başarılı olduğunu söylemem gerek.

Başlamış bağırmağa

Haydi turşucu geldi

Eşek durur mu hiç

Başlamış anırmağa

 

 

Çocuklar için yazdığı iki Atatürk şiiri yer almaktadır, bu kitapta. Bir “On Kasım” Günü ve Atatürk adlı iki şiiri vardır, o büyük insanı anlattığı. Rahmi Ali bunu hamaset tuzağına düşmemiş bu şiirlerinde. Övgüye değer bir şeydir bu. Çocuklara Atatürk’ü hamaset tuzağına düşmeden anlatmak çok önemlidir.

Atatürk bir çağdır çocuklar

Yokluktan bir bolluğa

Korkular azalır birer birer

İlerleme soluk soluğa (s.25)

Annem Okşarken Saçlarımı çocuk şiirlerinin en güzellerini bağrında toplayan yapıtlardan biridir. Şairin dili kullanımı, çocuk dünyasına uygun izlekleriyle dikkat çekicidir. Rahmi Ali’nin şiirleri çocuklara ninni yerine de okunabilecek güzelliktedir.

-Rahmi Ali, Annem Okşarken Saçlarımı, Balıklı Kitaplar, Birinci Basım: Nisan 2008- İstanbul


 

Dostum Çino

Nilgün Ilgaz
 |